Bilimin Önemi – Carl Sagan

   Carl Sagan, ABD’li gökbilimci, astrobiyolog ve Pulitzer ödüllü yazar. Astrobiyoloji hakkında çalışma yapan ilk bilim insanlarındandır. Dünya Dışı Akıllı Varlık Araştırması’na (SETI) büyük katkılar sunmuştur. İlk kez 1980 yılında yayınlanan, tüm dünyada 500.000.000 dan fazla insan tarafından izlenmiş, ülkemizde bir dönem TRT tarafından da yayınlanmış, 13 bölümlük belgesel serisi Cosmos’un yazarı ve sunucusu. Sagan, Chicago Üniversitesi’nden 1955 yılında mezun oldu. 1956’da fizik üzerine yüksek lisans derecesi aldı,1960’ta astronomi ve astrofizik üzerine doktora yaptı.

    1960lı yıllarda Venüs yüzeyinin özellikleri hakkında kesin veriler yoktu. Sagan, tahminlerini içeren bir rapor hazırladı ve ona göre gezegen kuru ve sıcaktı. 1962’deki Mariner 2 uzay aracının topladığı veriler ile Sagan’ın  gezegen hakkındaki görüşleri doğrulanmıştır. Sagan, 1968 yılına kadar Harvard Üniversitesi’nde öğretim görevlisiydi.1971’de Cornell Üniversitesi’nde profesör oldu. Güneş Sistemi’nin keşfi için gerçekleştirilen birçok insansız uzay görevini yönetti.
   Sagan, Satürn’ün uydusu Titan ve Jüpiter’in uydusu Europa’nın okyanuslara sahip olabileceği hipotezini ilk ortaya atan gök bilimciler arasında yer alır. Europa’nın yüzey altı okyanusları daha sonra Galileo uzay aracı tarafından dolaylı yollarla kanıtlanmıştır. Sagan, Venüs’ün atmosferinin aşırı derecede sıcak ve yoğun olduğunu ispatlamıştır. Ayrıca Venüs’te yaşamın karşısındaki en büyük tehdit olan küresel ısınmanın, Dünya’da da her an şiddeti artan bir tehlike içerdiğini fark etmiştir. Mars’taki mevsimsel değişikliklerin, diğerlerinin söylediği gibi bitki örtüsünün değişmesi ile değil, rüzgârla savrulan tozlarla ilgili olduğunu ileri sürmüştür.
 
Carl Sagan’ın Soluk Mavi Nokta adlı eserinin bir bölümünü okuduğu müthiş bir videoyla sizleri başbaşa bırakıyoruz.
iyi seyirler, iyi düşünmeler 😉

Videonun metni

” Dünya bu uzak gözlem noktasından pek ilgi çekici bir yer olarak görünmeyebilir. Ancak bizler için durum farklıdır.

O noktayı tekrar değerlendirin.

O burası, o yuva, o biziz.

Üzerinde sevdiğiniz herkes, tanıdığınız herkes, duyduğunuz herkes, gelmiş geçmiş tüm insanlık hayatlarını yaşadı.

Bütün mutluluk ve kederlerimiz, binlerce kendinden emin dinler, ideolojiler ve ekonomik doktrinler, bütün avcı ve toplayıcılar, bütün kahramanlar ve korkaklar, medeniyet kuranlar ve yıkanlar, krallar, köylüler, aşıklar, baba ve oğullar, mucitler, kaşifler, ahlak öğretmenleri, bütün yozlaşmış politikacılar, bütün süperstarlar, bütün yüce liderler, tüm azizler ve günahkarlar orada, güneş ışığına asılı toz zerresinde yaşadılar.

Dünya muazzam büyüklükteki bir kozmik alanda çok küçük bir sahnedir.

Tüm o generaller ve hükümdarlar tarafından dökülen kan ırmaklarını bir düşünün. O şekilde, şeref ve zafer içerisinde dönemlerinin efendilerini; bu mavi noktanın yalnızca küçük bir noktasının bir bölümünde. Uzayın enginliğini ve onun büyük sessizliğini düşünün ve biyolojik bedenler içinde kendine insan diyen bilinçlerin o zerredeki minicik hayatlarını.

Bu küçük pikselin bir köşesinin sakinlerinin, diğer bir köşenin farkları zorlukla ayırt edilebilen sakinlerine yaptıkları bitmek bilmeyen zorbalıkları bir düşünün. Anlaşmazlıkları ne kadar olağandı, başka birini öldürürken ne kadar heveslilerdi, düşmanlıkları ne kadar ateşliydi…

Afra taraflarımızın, hayali ben merkezciliğimizin, evrende ayrıcalıklı bir pozisyonda olduğumuza dair yanılgımızın boyunun ölçüsü bu soluk renkli nokta tarafından alındı.

Gezegenimiz onu çevreleyen bu azametli kozmik karanlığın içerisindeki yalnız bir zerredir.

Anlaşılmazlığımızın içinde, tüm bu muazzamlıkta, yardım için ipucu başka bir yerden gelmeyecek bizi kendimizden kurtarmak için.

Dünya bilinen tek yaşam barınağı. En azından yakın gelecekte türünümüzün göç edebileceği başka bir yer yok.

Ziyaret, evet. Yerleşmek, henüz değil.

Beğenin veya beğenmeyin, bu zamanda ayakta kalabildiğimiz tek yer Dünya’dır.

Bu resmin gökbilim için mütevazi ve karakter geliştiren bir deneyim olduğu söylendi.

Muhtemelen insanlığın kibrinin ahmakça oluşunun bu küçük Dünya’mızın uzak resminden daha iyi bir kanıtı yoktur.

Bana göre bu resim birbirimizle ilişkilerimizi daha nazikçe kurmamızın ve soluk mavi noktayı yani şimdiye kadar bildiğimiz tek yuvayı korumamız gerektiğinin altını çiziyor … ”

Carl Sagan’ın bilinen sözleri

  • DNA’mızdaki nitrojen, dişlerimizdeki kalsiyum, kanımızdaki demir, elmalı turtamızdaki karbon, çöken yıldızların içlerinde yapıldı. Bizler, yıldızların malzemesinden yapıldık.
  • Bilim, bilgi kütlesinden daha fazlası; bir düşünme tarzıdır. Evrenin kuşkuyla sorgulanma tarzıdır. Eğer şüpheci yaklaşmamak için otoriteye kuşkucu sorular soramıyorsak o zaman tam bir kaos içindeyiz.
  • Bilim, sadece bir bilgi topluluğundan daha fazlasıdır. Bir düşünme şeklidir, evreni şüphecilikle sorgulamanın bir yoludur.
  • Bilimin tek istediği, kullanılmış otomobil alırken ya da TV reklamlarından gördüğümüz ağrı kesicilerin kalitesini denerken gösterdiğimiz kuşkuculuğu diğer konularda da kullanmak.
  • Eğer tüm evrende yaşam sadece Dünya’da varsa, bu çok büyük bir yer israfı olurdu.
  • Kanıtın yokluğu, yokluğun kanıtı değildir.
Bu yazı hakkında ne düşünüyorsun ?
  • Müthiş 
  • Faydalı 
  • Normal 
  • Gereksiz 
The following two tabs change content below.
İsmail KIYICI
Elektrik-Elektronik mühendisi. Elektrik-Elektronik Mühendisliği'nde yüksek lisans eğitimine devam etmekte. Komhedos.com kurucu ortağı ve yazarı. İlgi alanları nesnelerin interneti (IoT), endüstri 4.0, tahmin ve karar sistemleri, yapay zeka, savunma sanayi ve yenilenebilir enerji. Eski bir IEEE gönüllüsü.   İsmail'in yazılarını okumak için tıklayınız